Ürün Kategorileri Doğal Bakım Ürünleri Cilt Bakım

Dermoday Mavi Anemon Çiçeği + Plus Krem 50ml



Bu üründe 72 puan kazanacaksınız!

Dermoday Mavi Anemon Çiçeği + Plus Krem 50ml

Marka: Dermoday
Model:
Fiyatı: 72,03 TL+ KDV
KDV Dahil: 85,00 TL
Havale İndirimli: 82,45 TL






Dermoday Mavi Anemon Çiçeği + Plus Krem 50ml Detay Bilgisi

DERMODAY BLUE ANEMONE Mavi anemon çiçeğinin büyüsü

Yaşlanma süreci doğumdan hemen sonra başlar ve yaşamımız boyunca hızlanarak sürer öyle ki yaşadığımızın ispatı gibidir. Adem ve Havva’dan beri tarih boyunca insanlığın en soluk verici çözüm arayış süreçlerinden biri yaşlanmayla ilgilidir. Ebedi genç görünme arzusu bugün hiç olmadığı kadar önemli hala gelmiştir. Sinema, sahne ve müzik endüstrisinin idolları da hiç kuşkusuz bu arzuyu körüklemektedir. Mükemmel kadın ve erkek portresinin sosyal algılanış biçimi adeta bir koyu gelenek gibi tüm modern toplumlarda hızla yayılmaktadır. Yaşlanmanın insani boyutu ise göz ardı edilmektedir.

Elbette bilim dünyası da konuyu yakından takip etmekte ve her geçen gün yaşlanma karşıtı yeni bir çözüm vaadiyle sesini duyurmaktadır. YAŞLILIĞI ANLAMAK VE YAVAŞLATMAK başlığı ile toplanan 11. uluslararası gerontology kongresinde (IABG) tüm bu süreç dünyanın önde gelen bilim adamlarınca değerlendirilmiş ve tüm raporlar NEW YORK BİLİMLER AKADEMİSİ’NİN 1067 nolu bildirgesinde yer almıştır.Kongre 13-16 Ağustos 2005 te Aarhus, Danimarka moleküler gerontology merkezi tarafından organize edilmiştir.
Birçok teoriye göre yaşlanma, toksik ajanların hücre yapısındaki oksijen dengesini bozmasıyla ilintilidir.Hücresel onarım mekanizması daha fazla bu yüke dayanamaz ve hücresel ölüm gerçekleşir.Oksijenle etken türlerin (Reactive oxygen species) (ROS), hangi seviyede olduğu yaşlanma sürecine doğrudan etki yapar. Harvard Üniversitesi Profesörlerinden Lloyd Demetrius ‘a göre yaşlanma, metobolizma algoritmasında zaten var olan bir süreçtir, yavaşlatılabilir ancak önlenemez. Demetrius’a göre yaşam süresi kısa olan türlerde çevresel faktörler metabolizma algoritmasını zorlukla bozabilirken, yaşam süresi uzun olan türler çevresel faktörlerden etkilenmeye daha açıktır.

Aarhus Üniversitesi, Danimarka dan Prof.Dr Suresh Rattan’a göre tek bir gen tüm yaşlanma sürecini kontrol edebilir. Bu teori kongreye katılan gerontologlarca da kabul görmüştür.

Araştırmalarda bulunan çok ilginç sonuçlara göre insanlarda yaşlanmayı tetikleyen gen WERNER(WRN) genidir. Bu genin DNA zincirine ajan şeklinde karıştığı düşünülmektedir ve aktive olduğu bireylerde yaşlanmanın çok hızlı olduğu ve çoğunun 50 yaşına gelmeden öldüğü görülmüştür.

Fareler üzerinde yapılan yaşlanma karşıtı araştırmalardan çıkan bir diğer ilginç bulgu ise günlük kalori ihtiyacının 60 nı tüketen farelerin ömürlerinin 40 kadar uzadığı yönündedir.Daha az kalori tüketerek yaşam süreleri uzayan farelerde genç görünme ve hastalıklara daha az yakalanma ise ayrıca not edilmiştir.

Tüm bunların yıllardır kamuoyunu meşgul etmesi milyarlarca dolarlık anti-aging ilaç ve kozmetik ürünleri pazarının oluşmasına yol açmıştır.Bu ürünlerin verimliliği ise hala ciddi bir tartışma konusudur.Wisconsin Üniversity, Madison Profesörlerinden Li li ji araştırmalarında, yaşlanmaya karşı koymanın yolları;

1-Düzenli spor yapmak,
2-Düşük kalori tüketmek, dengeli ve bitkisel ağırlıklı beslenmek,
3-Stresten uzak durmak
4-Sigara ve alkol kullanmamak
5-Düzenli uyku
6-Çevresel faktörlere karşı korunmak
7-Cilt yaşlanmasına karşı, Doğal bir bitki hormonu olan kinetin (furfuryladenine N-6) içeren kozmosötikal ürünlerden yararlanmak. Olarak belirtilmektedir.

NEDEN KINETIN?
1939 da A.C Nobécourt un Paris de ilginç çalışmalarıyla Kinetinin hücre bölünmesindeki etkisi anlaşılmaya başlanmıştır. A.C Nobécourt, havuç (Daucus carota) hücrelerinde bölünmenin daha önce adı konulmamış bir faktör tarafından tetiklendiğini keşfetmiştir. 1956 da Miller ve Skoog (Wisconsin Ünv.madison, USA) tütün (Nicotiana tabacum) kültüründe Hindistan cevizi sütü kullanarak bu faktörü izole etmeyi başarmıştır ve hücre bölünmesini hızlandırma kabiliyetinden dolayı (KINE-TIK) ten esinlenerek KINE-TIN adını vermişlerdir. 1996 da ise kinetinin aslında tüm canlı dokusunda doğal olarak zaten bulunduğu DNA nın ayrılmaz bir parçası olduğu b